Purni Maari
Balıkçı Ata

 

Yarı uyukluyorum; kıyı ağlarımızı burun başlarına üçer posta döşedik akşamdan, açıldık, neredeyse yunan sularındayız. Bir iki mil karşımızda minicik koyun adası (Nisos), bitişiğinde sakız, arkamızda Eğri Liman, Deniz Giren, canımın içi Karaburun sahilleri... Sabaha kadar açıkta olta ile avlanmak niyetimiz. Güneşle beraber de toplayacağız kıyıdaki ağlarımızı.
Serçe ıskarmoza bağlamış oltasını, beşikte bebek gibi uyuyor Ay'ın altında, gözlük camlarında birkaç yıldız... Saatlerdir tık yok. Sabah suyu bir ümit, şöyle üç dört kilo fangiri, öpe koklaya livara atsam! İyi de para...
Devamı için tıklayın...

 
     

  Büyük olmak, küçük olmak, direnmek
Ethem Özgüven
 

ve hayatta kalmak ...
bugün ingiltere’nin metrik sisteme geçmesi yönünde yapılan iç ve dış baskılar gibi beni ve bu yazıyı hiç ilgilendirmeyen örneklerden tutun, dvdlerin dünyanın tüm bölgelerinde aynı yazılımla yazılmasına veya kot pantolon ölçülerinin tüm dünyada aynı kodlarla kullanılmasından şu anda aklıma gelmeyen binlerce farklı şeye kadar uzanan bir aynılaştırma çabaları sürecindeyiz. bütün bu çabalarda gönenmediğimiz, sevginin ve barışın, iletişimin ve empatinin artmadığı da ortada. çünkü bu değişimler insana ve kültüre yönelik olumlu bir çabanın ürünü değil, tamamen yönetsel ve ticari coğrafyayı büyüğe uygunlaştıran değişiklikler. işte bütün bu sebeplerden bu değişiklikler büyüğün işine yarıyor, güçlünün.
Devamı için tıklayın...

 

 

Zamanda ve mekânda bölünmüş Tuzla'yı yeniden örmeyi denemek...
Aslı Odman

 

Hrant Dink’in anısına düzenlenen atölye çalışmalarının son gününün son panelini Tuzla’ya ayırmanın bir nedeninden çok, bir kaç ufak hikayesi var. Bu hikayeler anlatılırken, nedenlerini de doğurmuşlar... En ‘güncel’ olandan başlarsak; bu atölye çalışmasını düzenleyen meslektaşlarımızın çalıştığı üniversitenin ana kampüsünün kurulmuş olduğu ilçedir Tuzla. Muhtemelen ne öğretim görevlililerinin, ne de öğrencilerinin çoğunun, bu üniversitede çalışmaya veya okumaya başlamadan Tuzla ile -içinden geçip gitmek dışında- bir bağları yoktu.
Devamı için tıklayın...

 

 

Kamp Armende neler öğrendim
Garabet Orunöz

 

Emeklerimizle  Yarattığımız ATLANTİSİMİZE  ‘’HOŞ  GELDİNİZ’’ Çok uzun konuşmayacağım, annesiz kaldığım için buraya gönderildim, dualarım beni buraya yollayan Sara Makasçı , kurucu müdürümüz Hrant Küçükgüzelyan ve El  koyulmasına karşı mücadele veren Hrant Dink içindir.  Her üçünü de rahmetle  anıyorum. Kamp Armen; Çoğumuzun oturduğu evin yada apartmanın bir adı vardır; bizim evimizin adı da Kamp Armen'dir. Her çocuk hafızasına  ilk  anne-babasını  alır.  Annelikde-babalıkda  zordur,  zahmetlidir, uzun zaman alır ve de adına ''insan yetiştirme sanaatı'' da denilen yaşam biçimidir.
Devamı için tıklayın...

 

 

4857
TÜRKÇE/ ENGLISH SUBTITLED

 

Tuzla Mezarlığı, Tersaneler Bölgesi’ni kuşbakışı görür. Mezarlığın olduğu tepeden aşağı doğru inmeye başlayın. İşte solda geniş askeriye arazisi. Yemyeşil ve insandan arındırılmış. Sonra bıçakla kesilmişçesine betonarme apartmanlar başlar. Tuzla Havzası’nda çalışan işçilerin evleri, sabah yediden itibaren  “dışarıda”, tersanelerde, deri sanayide, yan sanayide çalışanlar tarafından boşaltılır. Aile evlerinin arasına, ailelerin özlemi ve yataklarla doldurulmuş bekar odaları karışır. Tepe aşağı devam edin, geminin ufacık parçalarını üreten atölyeler, E5 İçmeler Köprüsü’nün dinmeyen gürültüsü, dört yol ağzındaki hiç boşalmayan amele pazarı, Devamı için tıklayın...

 

 

Kendime sorularım...
Melek Gündoğan

 

Temel sorunum ne? İnsanca yaşayabilmek için para. Para için ne yapmam gerek? Çalışmam gerek. Ama çalışmamın karşılığında aldığım maaş insanca yaşam koşullarını yaratıyor mu? Hayır. Büyük sorun. Daha iyi koşullarda iş bulmam mümkü mü? Hayır.
Başka sorular. Haftanın altı günü bütün gün çalışan bir insan akrabaları, komşuları ile ilişki kurma şansını yakalayabilir mi? Hayır. Aynı apartmanda oturduğumuz komşularıma kaç kez kahve içmeye gittim? Parmakla sayılacak kadar az. Oğlum komşu çocukları ile oynayarak mı büyüdü? Hayır. Bilgisayarın başında büyüdü. Kardeşlerimle yılda bir kez bile buluşamazken akrabaları hatırlamak bile zor.
Devamı için tıklayın...

 

 

Hadi Genç: Malgaca Dağının Öyküsü
Şehrazat MERCAN

 

Genelde balıkçılar için “oltanın bir ucunda balık,diğer ucunda ise alık” derlerse de siz inanmayın. Av yaparken aklını iyi kullanan balıkçı; eskilerin Cahidi Sultana dayandırdıkları “balığı tutan ıhmasın,yiyen doymasın,satan pulu kadar kazansın”sözünü haklı çıkarırcasına  tuttukları balığı yok pahasına elden çıkarır.(Ucuza verip başkaları yiyeceğine oturup afiyetle kendim yerim.) Usta balıkçı avlayacağı balığın özelliklerine göre her zaman strateji geliştirir. Her balık, her zaman av vermez. Takım hazırlama, işin önemli bir yanıdır. Çapari ile av yapılacaksa; önce pazarda, bulunamazsa yakın köylere gidilip,
Devamı için tıklayın...

 

 

"Avrupa Kültür Başkenti - Avrupa Kültür Bartisi-2010"a hitap
Jean-François Perouse

 

Şehri paylaşan herkes, gündelik hayatında, güvenlik ve ödeme sisteminin maddi veya etkin sembolik ayrımların manevi bari yerlerine takılmadan ve onları yeniden üretmeden, bilgi ve sanatı üretebilmeli ve paylaşabilmelidir. Bu ikisi, fark yaratma ve statü kazandırma aracına dönüşür dönüşmez,  mesafe koydurucu bir ürün sergisine dönüşür. Tepe, ister devlet olsun ya da ,
Devamı için tıklayın...

 

 

MİTOLOJİK ZEYTİN
SEFA TAŞKIN

Mitoloji” ya da “söylenceler” bir anlamda bize geçmişten kalan “efsanelerdir”. Bu efsaneler; uygarlığımızın kökenine, dinsel geleneklerimize, davranışlarımızın biçimlenmesine, inançlarımıza,  doğal olayların nedenini açıklamamıza ilişkin; ilk kimin söylediği bilinmeyen ama, deneysel ve yazınsal olarak doğrulatılması olanaklı olmayan,  gelenekselleşmiş öykülerdir. “Mitoloji” ya da “söylence”, evrensel olayları ve kendi “insanlık durumumuzu” anlamamıza yardımcı olan öyküsel bir olgudur. Tarih nasıl yazılı olanı bize aktarmaya çalışırsa ...
Devamı için tıklayın...

 

 

 

 

 


Hit Counter

Hit Counter