
Yeni yılda bir kaç mektubu sizlerle paylaşmak istedim.
“Nasıl başlasam bilmiyorum. Televizyonda haberleri izliyorum. Günlerdir ülkenin her yanı alevler içinde. Minicik çocukların elinde molotoflar saldırıyorlar oraya buraya. Sivil insanlar ölüyor. Demokrasi istiyorlar. Sadece etnik bir grup için mi gerek demokrasi? Kendileri için istiyorlar. Sanki 12 Eylül zindanlarında yalnızca onlar yatmış, yalnızca onlar işkence görmüş.
Yoksulluk sadece onları mı etkiledi. Bu memlekette herkes yoksul değil mi? Aç değil mi?
Kimlikleri verilsin istiyorlarmış? Bu ülkede TC kimliği taşıyan herkes seçme ve seçilme hakkına sahip değil mi? Hastanelerden herkes eşit yararlanmıyor mu? Türk kimliği zorla kabul ettiriliyormuş. Yalan. Nüfus cüzdanımda türk, kürt, laz ya da çerkez yazmıyor. Etnik ayrım yok. Ama mezhep ayrımı derseniz var. Bunu konuşmuyor siyasiler. Çıkarlarına göre davranıyorlar.
Tamam sağlık hizmetleri pek yeterli değil diyebilirsiniz. Haklısınız. Köylerin okulu, yolu , köprüleri yok diyebilirsiniz. Siyasiler memleketi kendi yandaşlarına peşkeş çekiyor diyebilirsiniz. Haklısınız. Her on yılda bir darbe yapılan bir ülke başka nasıl olur ki?”
***
“Ben mezrada ailemle birlikte yaşıyorum. Birlikte dediğime bakmayın. Kocam evin bahçesine bir baraka yaptı. Kızımla beni oraya koydu. Bir yatak, bir kilim yeter dedi. Arada ekmeğimizi, suyumuzu koyar o kadar. Hani boşasa diyorum. Boşayacak zati. Ama yinede ben bahçede kalacağım. Oysa kurtulmak isyorum buradan. Babamın evine dönmek istiyorum ama kızım ne olacak diyorum. Aslında ölüm en güzel çare bize. Hem bana hem kızıma. Dersin ki neden diye?
Bu yaşamak mıdır? Dedim ya ölüm çaredir. Aslında oda çare değildir. İyisi mi ben ne yapayım deyin bana. Valiye gideyim. Kızıma maaş bağlasın okusun kızım. Okusun ki kaderi benim gibi olmasın. Hakkına sahip çıksın. Ama önce haklarını öğrensin değil mi?”
***
“Benim derdim okumakla. Annem babam okumamı üniversiteye gitmemi istiyorlar. Herkes üniversite okumak zorunda mı? Okumasam olmaz mı? Ben bu sistemde okumak istemiyorum. Bunca sene okuduğum, öğrendiğim her şey yalan. Hepsi değil belki ama. Bize öğretilen tarih yalan. Üstelik bu yalanları zorla öğretiyorlar. Yıllardır her sabah okulda, yemin ederek sınıfa girmek iğrenç. Türküm doğruyum diye başlayan bir yemin faşistçe değil mi? Irkçı değil mi?
Okumak işkence gibi geliyor ve ben hiç bir şey öğrenmek istemiyorum. Köyde yaşasam daha mutlu olurdum gibime geliyor.
Solcu sanmayın beni değilim. Komünist de değilim. Onlar sadece kitap okuyup tartışırlar. Tartışırken de tepeden bakarlar karşılarındakilere. Ha bir de anlamadığım, kentli olmak isterler ama olamaz gibi gelirler bana. Biraz tepeden, küstahça, hesap soran bir biçimde bakarlar, davranırlar çevrelerindekilere. Ama hesap vermeden.”
***
“Ben bir kürt kadınıyım. Kadın olmak zor bu ülkede. Kürt kadını olmak ise daha da zor. Kadın olmaktan dolayı uğradığım haksızlıklara karşı dururken kürt olmaktan dolayı da zorlanırım. Aslında şöyledir durum. Hani ben haklarım için uğraşırken, sokakta taş attığı için aylardır hapis yatan çocuğuma da yanarım. Bunlar bilinen şeyler. Sizlerde bilirsiniz.
Benim sormak istediğim başka bir şey vardır. Memlekette bunca olay olur. Çözüm için öneriler yapılır. Yanlış ya da doğru. Neden kadınlar sessiz kalır? Kadın kurumlarının sesi soluğu çıkmaz. Bu kadar açılım paketi konuşulur ama onların sesi çıkmaz. Hani mesela ben kendi ana dilimde kürtçe okuyup yazmak istiyorum diyorum. Merak ediyorum bu konuda neden sesleri çıkmaz?”
***
Memleketin halini anlatır mı bu mektuplar bilemem. Ama birşeyler eksik, yanlış… Çok geç kalmadan eksikleri tamamlamak mümkün olur mu dersiniz?
Fotoğraf: Can Aydın
