Ankara Mektupları VII - Taşra Kitapçıları

Arkadaşlar merhaba, yeniden birlikteyiz,

Yaz bitiyor, artık geceler gündüzlerden uzun. Ben de yaza veda etmek için geçen seneden kullanmam gereken izinleri bahane edip kendimi Yeniliman’a, Ata’nın Yeri Küçük Otel’e attım. Yavaş yavaş kıyıya vuran dalga(cık)ların buradaki dinginliği pekiştiren sesi eşliğinde yazıyorum (geçen yazıyı da buradan yazmıştım, değil mi?). Aslında aklımda burayı ve sahilin kalp şekline dönüşen taşlarını anlatmak vardı fakat evvelki hafta Marmaris’e bir haftasonu kaçamağı yapıp arkadaşlarım Cihan ve Serap’ı ziyarete gittiğimde öğrendiğim bir şey beni başka bir konuya savurdu.

Marmaris’te yerleşik 60-80 bin kişi yaşıyor. Yazın ise nüfus 400 bini aşıyor… ve burada iki yıl önceye kadar kırtasiye ve okul kitapları satanlar dışında kitapçı yokmuş! Zincir kuruluşlardan biri, iki sene önce bir şube açmış ancak fazla rağbet görmemiş. Arkadaşlarım -ve onların da arkadaşları- kitapçı tutunsun diye gittikleri başka yerlerden almayıp, internetten ısmarlamayıp kitapçıda bulamadıkları kitapları da onlar kanalıyla getirtiyorlarmış. Buna rağmen fazla dayanamayıp kapanmış. Yani koca Marmaris’te şu anda bir tane düzgün kitapçı yok! Bunu öğrenince aklım taşradaki kitapçılara gitti.

İlk gençlik yıllarımızdan beri, gittiğimiz şehir ya da kasabalarda ilk işimiz oralardaki en bilindik kitapçıyı sorup bulmak olurdu. Mutlaka, arayıp da bulamadığımız ya da baskısı tükenmiş sandığımız kitaplar çıkardı karşımıza. Yeditepe Yayınları’ndan Edip Cansever’in Umutsuzlar Parkı örneğin… Küçük yerlerdeki kitapçılar yalnızca bulundurdukları kitaplarla değil, kitapların yerleştirilişi, dükkânların dekorasyonu, en çok da sahipleri ya da tezgâhtarlarının öyküleriyle ilgimizi çekerdi. Hem alacağımız kitapları seçer (bazen coşkuyla rafa saldırıp kapar) hem de kitapçılarla sohbet ederek dağarcığımızı zenginleştirirdik.

Biz 19-20 yaşlarındayken, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ının ilk baskısı iki cilt halinde yayımlanalı 6-7 sene olmuştu ve piyasada sadece ikinci cilt vardı. Deli gibi ilk cildi arıyor, hiçbir yerde bulamıyorduk. Arkadaşım Haluk bir vesileyle Samsun’a gitmiş, orada aradığımızı bulamamakla birlikte kitapçıyla sohbet ederken nerede bulabileceğimize dair bir tüyo almıştı. Kitapçı, Cağaloğlu’nda bir matbaada çalışan Kör Ramazan’ın bize Tutunamayanlar’ın ilk cildini bulabileceğini söylemişti. Biz de heyecanla gidip Kör Ramazan’ı matbaada bir makinenin başında bulduk. Haybetli bir görünümü vardı. “Bizi Samsun’dan kitapçı İlyas gönderdi” deyip derdimizi anlattık. Bize tek gözüyle cin cin, biraz da hin hin baktı ve “niye arıyorsunuz o kitabı, yoksa siz de mi tutunamıyorsunuz?” diye sordu. Biz de karşısında tıfıl tıfıl ezilip büzüldük, kem küm ettik. İstediğini elde etmiş gibi keyifle güldü ve bize yardım elini uzattı! Böylece bizim de bir “Tutunamayanlar – Cilt I”imiz oldu…

Bu tabii, eskilerden bir hikaye arkadaşlar, artık bırakın Anadolu’da aradığımız kitabı nerede bulabileceğimizi bize söyleyecek, kitapların dünyasına sığınmış kişiler, kitapçı bile bulmak imkansız hale geldi. Var olanlar da son güçleriyle direniyorlar. Üç sene önce bir arkadaşım üniversite sınavında gözetmen olarak Hakkari’ye gidiyordu. Ben de fırsat bu fırsat deyip ona katıldım. Bir gece Van’da Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde öğretim üyesi bir arkadaşta konakladıktan sonra bir araba kiralayıp Hakkari’ye gittik. Ertesi gün arkadaşım görevdeyken ben şehri dolaştım. Ana caddeden ayrılan ara sokaklardan birinde bir dükkanın camında ‘Okyanus Kitabevi’ yazısı dikkatimi çekti. Merakla girdim içeri, kocaman bir kitapçı! Bütün kitaplar özenle yerleştirilmiş, ıvır-zıvır diye niteleyebileceğiniz bir tane kitap yok! Tezgahtar ise güleryüzlü genç bir kadın. Pek çok konuda uzun uzun söyleştik; başta bir arkadaşımın alıp geri getirmediği, kütüphanemde eksikliğini hissettiğim, Roland Barthes’in ‘Bir Aşk Söyleminden Parçalar’ı olmak üzere bir sürü de kitap aldım. Şimdi merak ediyorum, hala açık mıdır acaba?

Son zamanlarda her yerde, özellikle de taşrada azalan, hatta yok olan içkili mekanlar konu ediliyor. Her yerde azalan, hatta yok olan kitapçılar da bize yaşanan erozyonun bir başka yüzünü yansıtmıyor mu acaba?

Hepinize Yeniliman’dan selamlar, sağlıkla kalın…

Paraketa’daki diğer Ayşegül Pamukçu yazıları:

Comments are closed.