
Sayılar, nesnelerin ve olguların niceliğini; çokluğunu ya da azlığını algılamamıza yardımcı olan, insan aklının bulduğu en önemli soyut kavramlardan biridir.
Türdeş iki elma ile beş elma arasında rengi, tadı, sertliği gibi somut özellikleri açısıdan, nitelik olarak bir fark yoktur ama onların nicelik, çokluk olarak farkını bize bildiren sayılardır.
Zamanla sayılar; soyutlama yeteneğine sahip olan insanın kendi varlığını sürdürme çabasına yardımcı olan, saymaya ve ölçmeye yarayan matematiksel nesnelere dönüşmüştür.
Konuşmayı becermenin ardından “saymak” ve “ölçmek” eylemi “ilk insan” için müthiş bir buluş olmalı! Bir elin beş, iki elin on parmak olduğunun anlaşılması heyecan verici bir algıdır.
Sayılar ve onların yardımıyla yapılan saptamalar, başlangıcından bu yana yaşamı kolaylaştıran ve değiştiren bulgulardır.
Yaşamı çok etkileyen bu olguya insanlar zamanla özel anlamlar yüklediler. Sayılar arasındaki ilişkilere gizemli yakıştırmalarda bulundular.
Bu yaklaşımın en önemli temsilcisi “sayıların babası” olarak tanınan Pytagoras’tır. Kuşadası’nın karşısındaki Sisam adasında doğan, dünyanın ilk filozofu sayılan bu bilgin İ.Ö.6.yüzyılda yaşadı.
Pytagoras’a ve öğrencilerine göre sayılar, biçim ve özün yönlendiricisi, tanrıların ve şeytanların varlık nedenidir. Her şey matematiğe bağlıdır ve sayılar gerçeğin özüdür. Ancak matematiğin yardımıyla olgular, ritmik model ve döngülerle önceden tahmin edilebilir ve ölçülebilir.
Dinsel ortamda sayılara verilen önem öyle yüksektir ki Kutsal Kitap Tevrat’ta, Hz. Musa’nın dördüncü kitabının adı “Sayılar”dır.
Sayılar üzerinde oluşan mistizim ve gizemcilik Pytagoras’la doruğa ulaşır.
Kırk sayısı birçok başka sayı gibi, insanlar tarafından farklı değerlendirilen bir sayıdır.
Matematiksel olarak 1,2,4,5,10,20’ye bölünebilmesi, belirli bir çoklukta, ne çok az ne de çok fazla olması dikkat çekicidir. Bu özellik, eşit ya da eşite yakın “paylaşma”nın yaşamsal öneme sahip olduğu insanlığın başlangıç yıllarında kırk sayısına saygıyla yaklaşılmasını sağlamış olmalı.
Kırk’la ilgili olaylar ve olguların, insan belleğinde silinmez yerler kapladığı açıktır.
“Nuh Tufanı”na yol açan yağışların kırk gün kırk gece sürmesi, “Hz. Musa”nın ilahi “On Emir”i aldığı Sina Dağında kırk gün kırk gece kalması, “Isa peygamberin” çölde kırk gün kırk gece inzivaya çekilmesi, Hz.Muhammed’in kırk yaşında peygamber olması, “göksel” dinlerde kırk sayısına verilen önemin bir başka yansımasıdır.
Ayrıca, Hz.Muhammed’in, İslam dininde genel kural yerine geçen sözleri ve davranışları anlamına gelen “hadis”lerinin, değişik zamanlarda farklı bilginler tarafından kırk adet olarak derlenip bir seçki haline getirilmesi ve bunlara “kırk hadis” denmesi, bu sayıya verilen kutsallığın bir başka göstergesidir.
Alevi-Bektaşi ibadeti olan “Cem” ve “Semah”ın kökeni kabul edilen “Kırklar Meclisi” söylencesinde söz edilen kadın ve erkek kişilerin, yani “can”ların toplamı da kırk’tır.
Orta Çağ Anadolusu’nun her karış toprağında ayak izi olan Yunus Emre’nin, derviş olabilmek, “Hakk’ın” gizine erebilmek, “yüce sevgiye” ulaşabilmek için sırtında, pîri Tapduk Emre’nin tarikat tekkesine, kırk yıl boyunca her gün kırk odun taşıdığı söylenir.
Ölen bir kişinin, ölümünün ardından geçen kırkıncı günde anılması, adına “mevlit” okunması, “hayır” dağıtılması, kırk sayısıyla ilgili Anadolu’da yaşayan başka bir gelenektir.
kırk sayısı halk arasında da o kadar çok dillenir ki masallardaki “Ali Baba”nın haramileri de kırk tanedir!
Bazı bilginler, Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam’da kırk’a verilen önemi Venüs gezegeninin hareketleri ile ilişkilendirirler.
Sabahın seher vaktinde ve akşamın alaca karanlığında gökyüzünde beliren bu parlak ve görkemli varlık ile kırk sayısının ilginç bir bağı vardır!
Genelde Venüs’e “Çoban” ya da “Çolpan” yıldızı deriz. Sabah göründüğünde “Sabah”, akşam ortaya çıktığında “Akşam” yıldızıdır “o”. Gökyüzünde gördüğümüz en parlak nesnedir.
Güneşe yakınlığı nedeniyle ancak sabah erken saatlerde ve akşam hemen güneşin batışından sonra çıplak gözle kolaylıkla görülebilir. Merkür gezegeni ile birlikte, Güneş ile Dünya arasında bulunur. Yer küremize yakın büyüklüktedir.
Beş bin yıl önce, bugünkü kültürümüzün ilk temellerini atan Mezopotamyalı Sümerler ve ondan çok sonra Orta Amerika’nın antik halklarından Mayalar Venüs’ün hareketlerini dikkatle gözlemişlerdi.
İzleri İ.Ö.1600’lü yıllara kadar giden Mayalar, Venüs’ün “Sabah yıldızı” olarak gözden kayboluşuyla yeniden görünüşüne kadar geçen süreyi, 584 günü, neredeyse tam olarak ölçmüşlerdi.
Farklı davranış ve konumundan olsa gerek bu yıldız, Mayaların dinsel inançlarında en temel öğedir.
Romalılar bu görkemli yıldıza, Helenlerin Afrodite dedikleri “aşk tanrıçası”nın onuruna izafeten “Venüs” demişlerdir.
“Aşk tanrıçası”nın uzayda çizdiği alışılmamış yörünge şaşkınlık vericidir.
Venüs’ün gökyüzünde Güneş, Dünya ve Merkür’le, bir ip üzerindeymiş gibi aynı doğrultuda sıralanması, ilk çağlarda gökyüzündeki yıldız hareketleri izleyen gözlemcilerin ilgisini çekti.
Bu dizilişin her sekiz yılda bir tekrarlanması ve 40 yıl sonra başladığı noktada beşinci kez yeniden oluşması bu olayı daha da dikkat çekici bir hale getirdi.
Üstelik Venüs, Zodyak (*) karşısında tam bir tur atarken, dizilişlerin olduğu noktaların bir ”beşgen” oluşturması gözlemcilerin bu duruma gizemli anlamlar yüklemesine yol açtı.
Bu nedenle, “beş köşeli yıldız” işareti yüz yıllardan beri değişik kültürlerde Venüs’ün simgesi sayılmıştır.
Belki de Türk bayrağındaki beş köşeli yıldız da “Venüs”tür.
İnsan inancını bu denli etkileyen Venüs’ün 40 yıllık Zodyak dolanımı sırasında görkemli bir beşgen çizmesi, bu hareketin insanlar tarafından titizlikle gözlenip, gizli söylen ve törenlerle kuşaktan kuşağa aktarılması, kırk sayısının kutsallık kazanmasına yol açmış olmalı.
Bir çok sayı arasından seçilip insanlığın özenle farklılaştırdığı kırk bize Anadolu kültürünün bir başka boyutunu gösterecektir.
Kırk’ın Anadolu toprağındaki serüveni dağlara, tepelere, pınarlara, köylere ulaşacak, insanların günlük yaşamına karışacaktır.
Bakalım “kırk” sayısı, yaşadığımız çevrelerle ilgili bize ne ilginç birdiriler sunacaktır.
———————————————————————-
(*) İçinde Güneşin ve gezegenlerin döndüğü göksel kubbe. Astrolojideki burçları oluşturan takımyıldızları (oğlak, koç aslan vd.) bu kubbeyi saran sabit bir kuşak boyunca sıralanır.
———————————————————————-
Gelecek Yazı: Kutsal Kırklar
