Diridori’den SES’leniş

Merhaba,

Bu sayı için aslında bir öykü yazmıştım, onun düzeltmesini tam bitirmiştim ki Diridori yanıma geldi. Hâlâ sizlerle onu tanıştırmadığım için bana kızdı ve küsmekle tehdit etti. Korktum. Elim kolum bağlı, hemen sizinle tanıştırmalı. Diridori benim en yakın arkadaşım. Hatta “O” ne derse ben onu yaparım, hiç itiraz etmem. Esiri gibiyim desem diyemem, gönülden “bende”yim ben.

Bizlerden değil, bizim gibi değil, bizim dünyamızdan hiç değil. O, bizsiz ama allaha şükür ben onsuz değilim. Bakın meselâ ne zaman kendime yalan söylesem, savunmaların kıyısına sığınsam imdadıma yetişir. Suyun üzerinde kalmayı ve yüzmeyi hatırlatıverir. “O” herşeyi bilir, herşeye muktedirdir. Geçenlerde yalnızdım, hep aynı oyunları oynamaktan bunaldım; kalem kağıt, kelâm yazı… Hüzünlendi. Buldu getirdi 20 yıl öncesinden tüm oyuncaklarımı; “hah, al işte, şimdi oyna!” dedi

Diridori’nin bir de yakın arkadaşı var: Ses.  Kendisi yetmedi, Ses ukâlasını da tanıtmamı istedi. Ohooo, ben mi yazıyorum, yoksa Diridori’yle Ses’in mektubu mu belli değil. Kafamı sağa sola çevirdim, hiç istemediğimi anlamasını istedim, içimden söylendim, ama ne mümkün!  Bildiğinden şaşmadı, ille de Ses dedi, illede Ses’miş!

Füruğ’un güzel şiiri geliyor aklıma:

ses, ses, sadece ses,

su akışının sesi

Diridori benimle dalga geçiyor; ne severmişim entel dantel işleri…Oysa Ses onun sadece arkadaşıymış, sorup sorgulamaz, üzerine düşünmezmiş.

Dayanamadım artık, kendime güvenli üstten bakan bir edayla :

-Eee, kadınlar böyledir. Hayatın anlamını arar durur; bulamaz, bulur ama arar durur. Duramıyorum, durduramıyorum. DUR!

Elini beline koydu;

-Herşeyi neden-sonuç terazisine yerleştirmeseniz olmaz, bi sizin türler böyle arızalı!

Yine azarlanıyorum. Bitirmez de şimdi. Lafı değiştirmeli, parlak bir fikir bulmuş gibi, parka gitmeyi önerdim.

Ve dışardayız… Ohh! nefis çaylarımız geldi. Etrafımızda az kişi, gelip geçeni seyrediyorum. İkimizde sessiziz. Küskünlüğüm geçti ama şimdi de konuşucak mesele bulamıyorum. Deniz var. Ağaçlar var. İnsanlar var. İçimden “ben de varım” demek geçti ama Diridori aklımdan geçeni  okuduğundan “biz” diye uyardı. Doğru ya, bizdik artık, tamam “biz de varız”.  Bizim masamızda üç tane de karanfil…derken elimde uğur böceği, parmaklarımın üzerinde küçük adımlarla yürüdü, sonra çimenlerin arasına süzüldü. Kırmızıydı. Üzerinde siyah benekleri vardı. Siyahtım ve üzerimde kırmızı beneklerim vardı. Diridori beyaz. Üzerine siyah benekler yaptım. Ses siyahtı ve üzerine benek yapmadım. Herşeyi de benden beklemesin, kendi beneklerini yapmaya beklerim.

Diridori’den  selam eder, Ses’li mektuplar dilerim.

Paraketa’daki diğer Esin Candan yazıları:

Comments are closed.