
Arkadaşlar yeniden merhaba,
Adı Ankara Mektupları olan fakat Ankara’dan pek bahsetmeyen mektubumuzu bu sefer Karaburun Yeniliman’dan, Ata’nın Yeri Pansiyon’daki çardakta, tatlı tatlı esen imbat eşliğinde, arada başımı kaldırıp dingin denizde gözlerimi yıkayarak yazıyorum. Özendirmek gibi olmasın ama az önce uzun uzun yüzdükten sonra buz gibi bir birayı denizde bağdaş kurarak içip keyifte nirvanaya ulaştım! Size bu mektupta, beynimizi kuşatmış düşüncelerden, ruhumuzu saran kasvetten bir süre uzaklaşalım diye Kıbrıs gezimden küçük notlar ileteceğim.
Çok yakın bir arkadaşım geçen Eylül’de ODTÜ’nün KKTC Yerleşkesi’ne bir seneliğine misafir öğretim üyesi olarak gitti. Gittiği günden beri de onun “mutlaka gelmelisin”, benim de “mutlaka geleceğim” demekten dilimizde tüy bitti. Nihayet, dönmesine üç hafta kala işleri toparlayıp gitmeyi başardım! Ahmet beni Ercan Havaalanında karşıladı ve yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra gün batarken Güzelyurt’un Kalkanlı köyü sınırlarındaki yerleşkeye ulaştık. Kuzey Kıbrıs’ta geçirdiğim altı günde turistlerin büyük çoğunluğunun gittiği yerleri gezmek yerine yerleşkenin renkli siması doktor Pertev’in küçük, sevimli, havadar ve cefakar (külüstür demeye dilim varmıyor!) cipiyle sakin koylara, güzel köylere gittik, ilginç insanlarla tanıştık. İşte geziden yediğim içtiğim de dahil, sizlere aktarmak istediğim birkaç not.
Okul: ODTÜ Kuzey Kıbrıs, beş sene içinde modern akademik binaları, çok iyi tasarlanmış lojmanları, yurtları, spor tesisleri ve temel gereksinimlerin karşılandığı mekânlarıyla etkileyici bir yerleşke haline gelmiş; sürekli büyüyüp gelişiyor. Eğitim kalitesinin de belli bir düzeyin üzerinde tutulmasını sağlayacak önlemler alınıyor. (Okul bu nedenle bu sene çok az sayıda mezun verecek!!)
1Mayıs: Bu seneki 1 Mayıs mitingine eğitim kurumlarından sadece ODTÜ, üç hoca ve okulda bu sene kurulan Sosyalist Düşünce Topluluğu’ndan 16 öğrenciyle katılmış. Hocalar, pankartlara yazılacak ve miting sırasında atılacak sloganlar konusunda da öğrencilere hocalık yapmış!
Apo’nun Yeri: Güzelyurt taraflarında sakin koylar var. Bunlardan biri her tür rüzgâra karşı korunaklı, geniş U şeklinde berrak bir koy. Koya Apo’nun elektriği olmayan, suyu biz gittiğimiz gün bağlanmış olan kır lokantasının merdivenlerinden iniliyor. Apo, Gırgır’daki Arap Kadri’ye hayli yakın görünüşlü, şen şakrak, kalender bir kişi. Çıkartma sırasında adaya gelmiş ve evlenip orada yerleşmiş. Giysi olarak sadece dizlerine kadar bir şortla dolaşıyor. Oranın müdavimlerinden biri, “Ya Apo, ne zaman görsem aynı T-shirt’lesin” diye kıllı vücuduna gönderme yapınca basıyor yüksek perdeden kahkahayı. Sonra gelsin karşılıklı takılmalar…
Maruniler: Katolik Kilisesinin Doğu ayin usulüne bağlı, Asya’nın en eski Hristiyan-Arap topluluklarından olan Marunilerin yaşadığı bir köy var. Papanın verdiği izinle dualarını Rumca eden Marunilerin büyük bir kiliseleri bulunuyor. Meydanda kilisenin karşısındaki Kasap Yorgo’nun lokantasında ev şarabı, ev ekmeği, güzel peynirler, nefis salata, zeytinyağı, sarımsak ve baharatlarla terbiye edilmiş çakıstezle (kırma zeytin) keyifli bir yemek yiyebiliyorsunuz. Hesabı istediğinizde Yorgo gelip hesabı şöyle yapıyor: “Hmmm, sizden 40 mı alsam, 50 miii, hadi 50 alayım!”
Peynir: Bazı köylerde atölye tarzında ancak gayet hijyenik koşullarda çalışan peynircilerden nefis peynirler alabiliyorsunuz. Hellimi zaten biliyorsunuz. Benim en çok sevdiğim kendilerinin doğrudan “peynir” dediği, siz ısrarla sorduğunuzda talar ya da taler olduğunu söyledikleri, az tuzlu, silindir şeklinde üretilen, bizdeki sepet peynirlerini hatırlatan peynir oldu. Ahmet bu peynirle güzel bir sahanda yumurta yapıyor, size de tarif edeyim: Sahana sızma zeytinyağı konuyor, üzerine peynirden bir iki halka döşeniyor, ateşte hafif yumuşayınca iri dövülmüş birkaç ceviz serpiliyor ve üzerine yumurta kırılıyor. Kısık ateşte pişiriliyor, tam olmak üzereyken çok ince kıyılmış dereotu ile bezenerek tabağa alınıyor! Kıbrıs’ın ‘pita’ tipi ekmeğiyle pek leziz oluyor!
Asmalı Bahçe: Kuzey batıda Yeşilırmak taraflarında da çok güzel koylar ve civarlarında kır lokantaları var. Bunlardan en ilginci Asmalı Bahçe. Tek bir dev kökten bütün lokantayı saran asma Guinness Rekorlar Kitabına girmiş. Lokanta sahibi Musa ise zeki esprileri, Akdeniz neşeliliğiyle oraya ayrı bir renk katıyor. Her espriden sonra naraya benzeyen bir kahkahayla elini kaldırıp “çaaak” demesi de insanı ayrıca güldürüyor.
Alagadi Koyları: Girne’nin doğu tarafındaki Alagadi Koyları (üç büyük koy) ise geniş kumsalları, sörfe uygun denizi ve carettaların korunmasına yönelik uluslararası düzeyde yürütülen Turtle Project etkinlikleriyle öne çıkıyor.
Kıraathaneler: Kıraathanelerin çoğunda çay istediğinizde su bardağında poşet çay geliyor. Sonra cigaralarını tüttürerek diğer müşterilerle tavla oynamaya devam ediyorlar ya da sizle muhabbete başlıyorlar. Sanırım kendilerine yorucu gelen hiçbir işle vakit geçirmek istemiyorlar!
Trafik: Hepiniz biliyorsunuzdur, Kıbrıs’ta trafik soldan akıyor. Önce biraz tuhaf gelse de hemen alışılıyor. Yolların çoğunda hız sınırı 65 km. Sınırı aştığınızda sık aralıklarla yerleştirilmiş fotoğraf makineleri birer “Kıprıs Hatırası” resmi çekiyor ve karşılığında sizden 1000 TL alıyor!
Nasıl Konuşalım?: Kıbrıslılar sözcükleri, arkasına –cik, -cık ekleyerek kullanmayı seviyor. Örneğin yol tarif ederken kavşaktan (‘roundabout’ sözcüğünü kullanıyorlar) dönün demek için “şuradaki roundabout’cıktan sola dönün” diyorlar. Ya da “Satacan mı bu cipciği bana?”, “Çilekcik istersiiin?” gibi cümleler duyabiliyorsunuz. Bu tarz bize de “Hemen girecen mi denizciğe?” “Önce bi biracık içeyim de…” şeklinde yansıdı tabii…
Balık: Kuzey Kıbrıs’ta çoğunlukla -ve ne yazık ki- Türkiye sahillerinden gelme çiftlik balığı yemek zorunda kalıyorsunuz. Balıkçılık pek tercih edilen bir meslek değil.
Kahve: Yemeklerden sonra kahve içmek istediğinizde “Con mu, Mehmet Efendi mi?” diye soruyorlar. Con oranın kahvesi ama bir kere denemek yeterli olabiliyor. Sonra Mehmet Efendi ve Mahdumları’ndan şaşmıyorsunuz.
Dillirga: Oraların en meşhur türküsü ‘Dillirga’. Onu dinletmeden adadan ayrılmanıza izin vermiyorlar!!
Narenciye: Erken hasat portakallar ben gelmeden iki gün önce pazarda ve marketlerde boy göstermiş. Gerçekten nefis. Aslında orada yetişen her tür narenciyenin bambaşka bir lezzeti var. Bu arada geçen sezonun narenciyelerinin da hala dallarda duruyor olması insanın içini sızlatıyor.
Karpuz: Üniversitelerin çevresindeki lokantalarda ve koylardaki kır lokantalarında ağırlıkla burslu üniversite öğrencileri çalışıp harçlıklarını çıkarıyor. Lokantaların bir başka –ve deminkiyle alakasız- ortak özelliği ise karpuza salam muamelesi yapmaları! O kadar ince dilimleyip getiriyorlar ki ekmek dilimleme makinesinin en ince ayarında kesilmişe benziyor. İkinci tabağı isterken her seferinde “dilimler şu kalınlıkta olsun” diye parmaklarımızı bitiştirip gösteriyorduk.
Kıbrıs’ın İçkileri: Kıbrıs’a özel içkilerden biri, markası 31 olan bir brendi! Bunun yanı sıra, Zivania adında Lefkoşa’da üretilen, henüz tatmadığım fakat Ahmet’in “Al götür bunu, zıvanadan çıkmak istediğinizde içersiniz!” diye verdiği yüksek alkollü bir içkisi de var. Rakı olarak ‘Tekirdağ Rakısı’ adıyla üretilen, tatlımsı, uzoyu andıran rakısını akşamcılar pek beğenmiyor. Bu arada, Türkiye’deki vergiler burada olmadığından her tür içkiyi yarı fiyata almak mümkün.
İşte arkadaşlar, notlardan anlayacağınız gibi birikmiş yorgunlukları ve gerilimi atmak için Kuzey Kıbrıs’ta geçirdiğim günler keyifli bir başlangıç oldu. Kalan son sıkıntıları da Yeniliman’da Ata’nın Yeri Pansiyon’da attıktan sonra motoru sıfırlamış olarak eve döneceğim. Sizlerle bir dahaki Ankara Mektupları’nda görüşmek üzere hepinize deniz tuzlu selamlar, sevgiler.
