Erkeklere Özgü Mekanlar 1 - Berber

Bir kadının erkek dünyasını misafir olarak deneyimlemesi ile bizzat, içinde bulunduğu dünyanın erkek dünyası olması karşılaştırması …

Bir süredir izliyorum… Ön tarafın camekan olması içerde nelerin olup bittiğini gözlemlememi kolaylaştırıyor. Aynı anda aklımdan kadın kuaförlerinde ya hep bir perde ile ya da jaluzi ile içerde neler olup bittiğini göstermeyecek şekilde kapatıldığı geçiyor. Bir de bakıyorum içeride bir müşteri atletle oturmuş omuz başlarındaki kılları aldırıyor. Camekândan görülüyor olması hiç umurunda değil! Kendi oto-sansürümden kurtulduktan sonra doğallığı içinde seyre devam ediyorum.

Yaklaşık bir- bir buçuk saattir berberin karşısındaki Şiirci Kafe’de oturuyorum. Kış ve yağmur yağdığı halde içeride değilim. Niyetim: bugün berber dükkânına girip, fotoğraflamak üzere izin istemek. Şiirci Kafe’nin işletmecisi olan arkadaşım Haydar, uzun süren bekleyişimdeki bu tereddütlü hali fark ediyor ve beni berber dükkanına kendi elleri ile götürüyor.  

Dükkândan içeri giriyoruz; berberinin sahibi bizi karşılıyor. Niçin fotoğraf çekmek istediğimi sorduktan sonra ben daha nedenlerimi sıralamaya başlamamışken hızlı bir şekilde fotoğraflanmayı kabul ediyor. Bir dakika sonra Haydar gidiyor. Salondaki tek kadın ve tedirgin edici bir unsur olarak küçücük dükkanın içinde ilerliyorum. Makinemi belki de bir tür silah algısı ile sımsıkı kavrıyorum ve diğer taraftan salondaki tek kadın olmanın verdiği yabancılık hissi içerisinde galiba kendimi biraz da tehdit altında hissediyorum. Belleğim pek çok kez pek çok yerde biz kadınların maruz kaldığı kötü anları çağırıyor; çevremde bir koruma kalkanı oluşturuyorum. 

Her zaman için farklı yaşamların ve deneyimlerin peşinden gitme hevesinde olan ben, insanlarla iletişimi sevmişimdir. Fakat üzerimdeki tedirginlik dilimin pek kolay çözülmesine izin vermiyor.  Neyse ki tanıdık olan makinenin korunaklı iletişim sularına açılıyorum pek söze gerek kalmıyor. Berberdekilerin fotoğraf çek; ama röportaj istemem cümlesi ile de durumdan yırtıyorum!

İnsanlara vizörün arkasından bakmak; üstelik insanların o perdenin arkasındaki sana bakamama durumu bende her seferinde farklı bir duygu uyandırmıştır. İnsan ne de olsa insan bazen fark edilmek bazen de edilmemek istiyor. Eşitsiz bir durumun farkındalık hissi üzerimde belki de bu kadar erkeğe ilk defa tek tek bakıyorum ve onlar beni, benim onları gördüğüm ölçüde göremiyorlar. Bu his ilk deneme çekimlerini yaparken kafamda dolanıp duruyor. Bu bir haz mı? Evet belki de biraz aynı zamanda suçluluk veren bir haz. Tepeden bakmama mücadelesi, bir eleştiri bir itiraf… Ama çekimin kendisi de bu fikirden doğmadı mı? Bir kadın olarak erkekler özgü mekanlara gidip çekim yapmak!

Eşitsiz bir dünyaya misafir karşı cins olarak girdiğimde ortamdaki dilin değişmesi ayrı bir tecrübe oldu. Objeleri çekerken ister istemez kadınlara özgü atfedilen sir ağdayı gördüğümde yüzümde yakınlıkla doğan bir tebessüm belirdi. O ağda bir erkeğin yanağına yapışırken anı görüntülemek isteğiyle denklanşöre basmak istedim; gözgöze geldiğim, yüzüne ağda yapılan adam “çek bacım!” deyince arkadan gelen ses “kadınların işi de zor dayanılır bi şey değil bu ağda” deyiverdi. Birden açılan kadın muhabbetti ile kaygılar dağıldı yerini aşağıda izleyeceğiniiz çekim anlarına bıraktı…

 

Leave a Reply