
“Bir düş görüyorum. Düş… Postallarıyla geldiler. Biri boğazımı sıkıyor. Diğeri eğlenmek istiyor… Koca pis elleri ile… Bir düş ne de olsa düş… Götürecekler ama nereye? Belli ki niyetleri bu. Düşüyoruuuuuuuum. Yataktan düştüm. Ter içinde kalmışım. Su içmeliyim. Musluğu açıyorum. Kan akıyor musluktan. Kan. Taşıyor lavabo musluktan akan kanla. Kan kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Her yer kan. Ayaklarım! Bacaklarım! Bacaklarımın arasından kanlar akarken bağırmak istiyorum. Sesim sesim çıkmıyor. Sokaktayım. Kapının önünde bekliyorlar. Birbirlerine bakıp beni işaret edip gülüşüyorlar. “Bu mu? Bu mu yapmış?” Kahkaları gök gürlemesi gibi, korkutuyor. Ne demişti annem: “Kapıyı sakın kimseye açma.” Açmamıştım kapıyı. Onlar girmişlerdi. Onlar her yerde idiler. Ben neredeyim? Düşte miyim hala?
Bir kadın çeşmeden su dolduruyor. Yüzünü örtüsü ile kapatmış. Kim bu? Meryem bu. Meryeeeeeeeem diye sesleniyorum duymadı beni. Arkasında birileri var. Kim bunlar? Görmüyor Meryem. Seslendi biri Meryem diye. Döndü sesin geldiği yöne ve yere yığıldı Meryem. Yakalayın işte onlar! Onları yakalayın. Görmüyorlar, duymuyorlar beni. Düşteyim hala. Bir sigara yakıyorum. Düşte olsa sigaram yanımda. Kibrit elimden düştü. Alevler her yanı sardı. Bağırıyor insanlar. “Kurtarın bizi” Bağırıyor insanlar “vurun kafir bunlar” Yanıyorlar. Diri diri hem de. İnsanlık mı bu yaptığınız? Düşteyim hala…
Uyanmak istiyorum. Tüneldeyim. Bir ışık var sanki uzaklarda bir yerde. Ama yaklaştıkça uzaklaşıyor. Bacaklarım ağrıdı. Yığıldım yere. Gözlerim kapanıyor. Bir kamyon geliyor. Arabadakiler görmediler onu. Yoksa gördüler mi? Ama kaçamıyorlar. Kamyonun ağzı açıldı. Kocaman dişleri arasına aldı arabayı ve savurdu attı yolun öte yanına. Yer sallanmaya başladı. Neler oluyor? Bu bu nasıl bir düş. İnsanlar sokakta. Hayır hayır sokak değil önemli olan. Evler. Evlerde ışıklar göz kırpıyor. Her gün aynı saatte. Hem de tüm ülkede. Rahatladım sanki. Ben de ışık yakmak istiyorum. Hem de onlar gibi. Pır pır… Işıklar. Yanıp-sönen ışıklar. Ama bir rüzgar çıktı ansızın. Fırtına koptu aldı götürdü beni çok uzaklara. Çok uzaklara.
Zaman aynı zaman değil. Kar kaplı her yer. Uçuyorum. Ağrı dağı tüm ihtişamı ile karşımda. Üstünden geçmek istiyorum. Ama olmuyor. Göremiyorum bu koca dağın zirvesini. Üşüyorum. Sıcacık yatağımı da özledim. Bu düşe kızıyorum. Yeter oynama benimle. Rahat bırak. Ne istiyorsun benden. Nasıl bir düş bu. Rüzgar tokatladı, savurdu beni karların içine. Titriyorum. Çok soğuk. Birazdan hava kararacak. Dağın yamacından doğru çığ geliyor. Düşteyim ben. Bana bir şey olmaz. Ama üşüyorum. Birileri geliyor karşıdan. Kadınlı-erkekli. Çocuklarda var. Bu havada bu göç neyin nesi. Hava bu kadar soğuk. Donarak ölecekler. Dönün! Mağaralara gidin! Düş ama…Yardım etmek istiyorum. Kolundan yakalıyorum birini. Ama, ama onlar zaten ölü.
Işıklar ne güzeldi. Ne güzeldi. Yanıp sönen ateş böcekleri gibi. Her yerde. Uçsuz bucaksız ışık denizi gibi. Ama. Hala kanlar akıyor. Ateş rengi yer gök. Ateşin içine düşüyorym. Sesler. Havan topları, makineli tüfekler… Boynunda poşi bağlı bir adam pusuya yatmış. Ama arkasında biri var. Postalları var ayağında. Dönüyor diğeri, iki tüfek sesi. Bağırmak istiyorum yeter artık! Yeter! Kaç yaşında bu gençler. Oluk gibi akıyor kan. Her yer kan içinde. Birbirlerine ne çok benziyorlar. Kardeş bunlar! Kardeş. Ama nasıl olur diyemeden rüya cini aldı beni fırlattı en uç köşeye. Bir okul mu burası? Yatakhaneler var. Sesler geliyor şu odadan. Bir adam. İğrenç bir adam. Elleri pis. O kadar piski midem bulanıyor. Pis elleri inip kalkıyor. Çocuklar haykırıyor, ağlıyor. Adam bağırıyor “sizi gidi dinsiz imansızlar. Oruç tutmamak neymiş görürsünüz” Çocuklar kaçıyor oradan. Yüzleri yüzleri az önce gördüm ben bu yüzleri. Hani hani dağdakiler bunlar. Kardeş bunlar! Kardeş…
Meydana toplanmış insanlar. Bayram yeri gibi. Herkes şarkı söylüyor. Kadın-erkek, çoluk-çocuk, yaşlı-genç bayram yerinde adeta. Yan caddelerden hala insanlar geliyor. Renk cümbüşü… Birden ayaklarım yerden kesildi. Yükseldim. Tam karşımda kocaman bir otel. Pencerelerden birinde bir adam elindekini seçmeye çalışıyorum. Silah. Kalabalığa ateş edecek! Kürsüye nişan almış. Göz ucu ile yan tarafa bakıyor. Orada da eli silahlı adamlar var! Bağırıyorum. Kaçın! Kaçın! Birden yere düştüm. Düşüm devam ediyor. Sesler birbirine karıştı. Silah sesleri. İnsan sesleri. Ve her yer kanla doldu. Tek renk var. Kan kırmızı.
Uyanmak istiyorum. Düş devam ediyor. Sessizlik. Çıplak ayaklarımla sokaktayım. Yorgunum. Çok yorgunum. Bir adam var karşı kaldırımda. Tanıyorum ben onu. Son zamanlarda televizyonlarda sıkça gördüm. Biri yaklaşıyor ona. Dur be adam ne yapıyorsun. Hayıııır! Düştü yere televizyondaki adam. Ne zaman örttünüz üstünü gazete ile. Ayakkabılarına takılıyor gözüm. Altı delik her ikisinin de… Yeter uyanmak istiyorum. Dayanamıyorum. Etrafım bir anda kalabalıklaşıyor. İnsanlar, insanlar. Onlarca binlerce insan. Bağırıyorlar; “Hepimiz Hrant Dink’iz, hepimiz ermeniyiz” diye. Her yer karanlık. Tamam uyanmalıyım. Yeter artık. Kimse dur demeyecek mi? Daha ne kadar karanlık devam edecek? Yeter. Ben uyanmalıyım.”
Belki düş belki değil. Kaç kişi böylesi düşler görür? Yetmez mi artık? İtalya’da temiz eller operasyonları ile derin devlet açığa çıkarılırken biz de ne zaman olur diye düşünmüştüm. Yıllar sonra nihayet başladı. Başladı ama umarım sonuna kadar gitme cesareti gösterilir. Aksi takdirde başlatanlar da, derin devlete karşı olanlar da hangi durumda olur düşünmek bile istemiyorum. Ama balon patladı bir kere demişti yol arkadaşım. Açığa çıkacak her şey. Açığa çıkmasını istemeyenler tıpkı düşümdeki gibi her yeri kana bulamaktan, ateşe vermekten kaçınmazlar. Başka türlüsü gelmez ellerinden kanla beslenenlerin.
