
Michael Phelps marijuana içerken görüntülendi. Sporcu, dört yıl spordan uzaklaştırılma cezasına çarptırılabileceği endişesiyle bir basın toplantısı düzenleyerek toplumdan özür diledi. Bu davranışa böyle bir cezayı çok sert, faşizan ve püriten bulduğumu açıklamalıyım. Aslında bu olağanüstü yetenekli yüzücüye bir ceza verilecekse ömrünün bir Çinli işçinin fabrikalarda ya da çalışma ortamlarında geçirdiği kadar büyük bir kısmını saçma bir havuzun iki duvarı arasında geçirdiği için cezalandırılmalı. O Çinli hiç değilse bunu zorunluluktan yapıyor. Phelps gönüllü. Ona verilecek ceza önerimde ciddi olmadığımı açıkca belirtmem gerekiyor. Mümkün olduğu kadar ceza fikrine karşıyım. Ancak kapitalist dünyanın ahlaki yaklaşımları, ceza ve ödüllendirme kriterleri her türlü anlayışla karşılama çabasını yok edecek aptallıkta. Televizyonlarda üstü efektlenen sigara görüntüleri de yorum ötesi bir trajikomedi barındırıyor. Onu kötü olduğu için bantlıyorsun ama aynı filmde tecavüz, gasp, trafik kazası, yalan, ensest ve faşizm de olabiliyor, onların da üstünü efektle örtmek ve biplemek gerekmiyor mu. Aynı RTÜK ceza olarak da televizyon kanallarını belgesel göstermeye zorluyor. Ceza olarak sunulan bir şeyi üreten ve tüketen olarak bu durumu bir düşününüz lütfen. Bütün bir medyanın ahlakı bu kadar akla aykırı tasarrufları olan bir kurumca belirleniyor.
İnsanların korkunç koşullarda çalışmak zorunda olduğu Çin önümüzdeki bir yıl içinde yirmimilyon yeni işsizle ilgili çözümler aramak zorunda kalacak. Kırsal kesimden kentlere göçen yüzyirmibeş milyon insanın yirmi milyonu işlerini kaybedecekler. Çin bu süreçte çıkacak toplumsal sorunlara “yumuşak” çözümler bulma niyetinde olduğunu resmi açıklamalarında açıkça açıklıyor. Sürekli ahlaktan, insan haklarından ve çevreden bahseden batı uygarlığı insanlık dışı koşullarda çalıştıkları konusunda hiç bir şüphesi olmadığı halde Çinli işçilerce üretilen malları ithal etmekte hiç duraksamıyor. Aslolan en ucuz fiyat, nasıl, hangi koşullarda üretildiği hiç önemli olmuyor. En ucuz fiyatı kayıtsız ve şartsız arayan ve tercih eden bir ideolojinin insan hakları ve çevreyle ilgili herhangi bir yaklaşımı inandırıcı olabilir mi. Avrupa insan hakları mahkemesinin yargıçları örneğin korkunç saçma bir komedinin figüranları olduklarını ne kadar düşünüyorlar acaba. Batı en ucuzu aradıkça ev atıklarını üçe değil üçyüzüçe ayırsa da çevreci olamayacak. Bu en ucuzu üçüncü dünyada insanlar kanları ve canlarını vererek üretebiliyorlar. Önümüzdeki elli yılda başta Çin ve Hindistan kaynaklı ekolojik sorunlar bütün dünyanın birlikte çözmek zorunda kalacağı sorunlara dönüşecek. O zaman bu tatlısu sosyal reklamları, sosyal sorumluluk projeleri de çözüm olmayacak.
Bir yandan sigara içenler üzerine gerçek hayatta ve medyada inşa edilen bir faşizm ve diğer yandan cezasız kalan çok ciddi suçlar. Zaman aşımına uğrayan ya da hiç cezalandırılmayan cinayetler. Çok yakın bir arkadaşımızın Sudan’dan gelen akrabası bir bardan çıkışta dört kişi tarfından feci şekilde dövülüyor. Derisinin rengi dışında hiç bir sebep yok, o bunun ırkçı bir saldırı olduğunu düşünüyor. Bir diğer arkadaşımın bir yakınının kızı dersaneden eve dönerken gündüz vakti bir tren istasyonunda bıçaklanıyor. Krizi fırsata dönüştürelim gibi ürpertici söylemleri bir tarafa bırakırsak, oluşmakta olan süreç, işten çıkarmalarla, kapanan işletmelerle yeni sorunlar yaratacak. İngiltere’de İngiliz kökenli işçiler çok korkutucu gösterilere başladılar. Açıkça yabancı işçileri hedef alan pankartlar taşıyorlar: İngiliz işlerini İngiliz işçilere verin. Bu tehlikeli eğilim bütün ülkelere yayılmış durumda ve bir süre sonra ülkelerin içindeki etnik gurupların arasında yeni sorunlar çıkarma noktasına kadar inecek gibi görünüyor.
Açlık ve işsizilik arttıkça küçük kanunsuz birleşmeler ve bugünkünden de fazla çete olacak. Hırsızlık, tehdit, dayak, bıçaklama, öldürme gibi suçların artacağından endişeliyim. Hukuk içinde kalan vatandaşların örgütlenmeleri çözüldükçe hukuk dışı örgütlenmeler artar, sıkılaşır ve güçlenir.
Önümüzdeki yıl olumsuz bütün ekonomik işaretleri taşıyor. Üretim ve tüketim küçülüyor. Bu aslında beklenmedik bir şans. Tam da bu noktada artık tüketmeyelim, az tüketelim, paylaşalım gibi insani ve ahlaki kavramları öne çıkarıp ne bileyim işten atılan insanları alternatif enerji ve ağaç dikimi gibi alanlarda istihdam ederek total bir ahlaki dönüşüm yaratılabilirdi. Ama kapitalizm kötü olduğu için değil, hantal ve kaabiliyetsiz olduğu için böyle bir dönüşümü yapamaz. Hazır bütün bu CO2 yayan fabrikalar kapanmışken ve hazır insanlığın elinde 27 yıl daha tek bir araç üretilmese de yetecek kadar araba varken ve yüzyirmi yıl yetecek kadar blucin varken tüketmemeyi, paylaşmayı öğrenelim diyemez. Bunu diyemez. Bunu diyemediği için de kriz sürecek. Bu krizin örgütlenme üzerindeki etkisi çok olumsuz olacaktır. Tersanelerde örneğin kazanılan bütün haklar işçilerce geri veriliyor, iş yok çünkü. İnsanlar işlerini kaybetmemek için her şeye razılar. Anadolu’da üretilen hiç bir şey para etmiyor. Mürefte çiftçilerinin tütünleri ellerinde kalmış, Bozcaada’da üzüm para etmiyor. Güre’de zeytinyağı. Bu süreç hiç şüphesiz zorlu geçecek. Bu süreçte yapabileceğimiz tek şey var: birbirimizi anlamaya çalışmak. Empatinin yetmediği noktada da hoşgörülü olmak zorundayız. Bu zorlu kışı ancak nezaketin desteğiyle atlatabiliriz. Birbirimize nazik davranmak ve birbirimizi anlamak zorundayız. Günlük yaşantıya yayılan şiddeti ve deliliği örgütlenmeyle falan azaltamayacağımız ortada. Elimizde bir tek nezaket ve empati kalıyor. Hiç de azımsanacak şeyler değil, her ikisi de çok değerli. Ben zaman zaman nezaketi aşktan da önemli bulurum.
Sigara içenlerin tümüne hadlerini bildirsek ne hayat istediğimiz yöne evrilecek, ne kriz azalacak ve ne de kızgınlığımız geçecektir. Birbirimize nazik davranmak ve birbirimizi anlamaya çalışmak tek çözüm gibi görünüyor.
Paraketa’daki diğer Ethem Özgüven yazıları:
- Yaz Geçti
- Organik çilek
- Merhaba
- Paraketa 2009 için ikibinsekizin sonsözleri
- Yoğuşmalı kombi
- Birlikte yaşamak: ekoloji, eğitim, etik ve eylemle ilgili sorunlar ve çözüm yaklaşımları
- Büyük olmak, küçük olmak, direnmek ve hayatta kalmak
- Sanat 2007
- Sokaktaki adam; ama sokaktaki kadın değil, neden acaba...
- Editörden
