Yaklaş şuna! Sesleniyorum. Önümüzde sancak başbodoslamada; aramızda elli kulaç var yok. Serçe’ye dümeni verip, baş tarafa gidiyorum. Kakıç elimde, bakışlarımızdan yayılan endişemize inat yaklaşıyoruz…

Yaklaş şuna! Sesleniyorum. Önümüzde sancak başbodoslamada; aramızda elli kulaç var yok. Serçe’ye dümeni verip, baş tarafa gidiyorum. Kakıç elimde, bakışlarımızdan yayılan endişemize inat yaklaşıyoruz…

Çıplak tene içliksiz giyilen bir zırh, içindeki bedeni nasıl zedelerse, sosyal yapılar da kültürleri ile çelişen tekniklerden yara alır. Teknik evrimin tarihi göstermiştir ki, her teknik yeniliğin ya da dönüşümün kültürel…

Macaron Ayvalık’ın en bıçkın mahallesi; bu yazının yazıldığı yer de bu mahallede bulunan, ziyaretçisi bol, minik bir sahaf dükkânı. Bir kadının sahaflık yapması yeterince garipken, kadının tekinin gelip…

Perperene, Kuzey Ege’de, tarihsel Pergamon, günümüz Bergama’sı yakınında bulunan Kozak yaylasında, fıstık çamları arasında sessizce uyuyan antik bir yerleşim yeridir…

Size paraketanın (sanırım!) hiç kullanılamadığı bir yerden yazıyorum.
Ankara’ya geleli 26 yıl oldu ama nereli olduğum sorulduğunda hala İstanbul diyorum. Dört yılımı Boğaziçi Üniversitesi’nde boğazın her gün değişen rengini…

İnsanlar kalabalıkta birbirlerini ezercesine yürüyordu. Yaşlı adam birden yere yığıldı. Etrafına toplanmışlar “adam gitti, öldü!” Sesleri duyduğumda gördüm yaşlı adamın yerdeki kıvranışını ve aramızdan ayrılışını…

Supertramp’ın “Famous Last Words”üne benzer güzel bir başlangıç oldu kanaatindeyim. Ne dersiniz. Her şey taklitle başlıyor. Sakin, çok sakin, açık ve dürüst konuşursak, her şey taklitle başlıyor…

Ne dersiniz olabilir miyim? Önce bir etrafı kolaçan edeyim. Bir bakayım durum vaziyet nedir? Ve farklı siyasi partiden kadınlar konuşuyor…

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de insanlık adına acı bir olay yaşandı. Bu olay, iltica konusu açıldığında hep övünülerek sözü edilen bu alandaki tarihi mirasımız ile hiç örtüşmeyen ve tarihimize kötü bir sayfa olarak eklenecek…

Bir sonbahar akşamıdır, yüreğim soğuk! Sarmış ruhumu ölüm korkusu… Adına iş denilen kumlama atölyesinde yazmışım adımı zamansız ölüm listesine. Gün be gün omuz omuza çalıştığım arkadaşlarımın ölümünü izlerken…

Bugün, biz Türklerin, biraz da haklı nedenlerle pek sevmediğimiz, ama hayat hikayesine yakından bakınca ‘yiğidi öldür hakkını yeme’ misali, hakkını vermek gereken bir adamdan sözetmek istiyorum…

Kasım 2008 de ikinci kez gittim Mustafapaşa’ya. Sonbahar ışığında tekrar alıcı gözle baktım, doyasıya dolaştım yıllanmış sokaklarında. Turistten arınmış sokaklarının tadını çıkardım. Daha bir kaynaştım yerel halkıyla…