Gökkuşağını yakalamak

Gökkuşağını yakalamak Melek Gündoğan Yağmurun ardından ortaya çıkan gökkuşağını kaçınız yakalamak istedi acaba? Nenem derdi ki “Gökkuşağının altından geçen kız erkek olur…” Yağmurun dinmesi ile dışarı fırlar, olanca gücümle koşmaya başlardım gökkuşağına doğru. Ben koştukça sanki uzaklaşırdı o. Yakalayamazdım bir türlü. Gökkuşağının altından geçip erkek olacaktım. Çocukluk işte… 

Gerçek olsaydı nenemin dediği, gökkuşağının altından geçip erkek olsaydım nasıl bir erkek olurdum: 

“Karşıdan yaşlıca bir adam geliyor. Elinde bir kağıt. Yol soracak derken, yaşlı adam bir anda sokak ortasında kızı dudaklarından öpüp hızla uzaklaşıyor. Kız donakalıyor.” 

“Kocası evde yokken geliyor kaynı. Kadın, abin az önce çıktı dediğinde daha iyi ya diyerek içeri dalıyor adam. Bir anda olup bitiyor her şey. Kadın aklını kaçırıyor. Kocası onu boşuyor.” 

“Akrabalarını ziyarete gidecekler. Kocası iş çıkışı gelecek. Kadın hazırlanıp çıkıyor. Kapıyı açan adam karısının bakkala kadar gittiğini söyleyip içeri alıyor kadını. Kadın çığlık bile atamıyor.” 

“Okuldan eve dönüyor iki kız çocuğu. Neşeyle koşuyorlar sokakta. Orta yaşlı bir adam durduruyor onları. Ne güzel kızlarsınız, memişleriniz de büyümüş sizin. Kızlar koşarak uzaklaşıyorlar.” 

“Avukata bağırıyor adam. Kızım kimden hamile kaldı ne bileyim ben derken ekliyor: ‘Çocuğun benden olduğu ne malum?’ Test sonuçlarını gösteriyor avukat.” 

“Kocası gasp suçundan cezaevine girdiğinde hayatının bu denli değişeceği aklının ucundan bile geçmemişti kadının. Kocasının kardeşi yatağına gelip kocan yok, kocalık vazifesi benimdir artık dediğinde, kadının gücü ancak kendi bedenine yetiyor. Sonrasında eline aldığı bıçakla tüm bedenini kesmeye başladığında deli deyip akıl hastanesine götürüyorlar.” 

“Ne hayaller kurmuştu evlenirken kimbilir. Aşık olduğu adamla evlenmişti. Daha ne isterdi bir genç kız. Hadi demişti bir ay sonra, gidiyoruz. Pis bir sokağa götürdü kadını. Bir eve soktu onu biraz da zorla… Sen bekle beni, birazdan gelirim deyip gitti adam. Dönmedi. Kadın kumar borcu karşılığı satıldığı yerden ancak bir yıl sonra kaçabildi.” 

“Hadi demişti adam on beş yaşındaki kıza. Kaçalım. Annenin de burnu sürter. Görüştürmüyor bizi. Alt tarafı senden on üç yaş büyüğüm diye. Kaçtı küçük kız. Günler sonra döndüğünde annesinin yanına bütün vücudu sigara yanıkları ile doluydu. Adam kızı almaya geldi tekrar. Vermem dedi anne. Ama başaramadı. Nerede acaba şimdi o küçük kız?” Erkek olmak bu mudur? Dahası bunları yapana insan denebilir mi? 

Bütün erkekler böyle değil diyebilirsiniz. Doğrudur. O halde sesinizi neden duymuyoruz? Korkuyor musunuz? Güçsüz müsünüz? Neden ses vermezsiniz kadınların insanlık onuru bu denli ayaklar altına alınırken? Egemenlik sizde. Karar alma yetkisi de sizde. Peki neden çözemiyorsunuz? 

Her gün televizyonlarda, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde kadınların yaşadığı şiddetin her türünü görür ve okur olduk. Taciz ve tecavüz haberleri, tutuklananlar, serbest bırakılanlar, işbirlikçi eşleri ile hiç bir şey olmamış gibi yaptıkları ile övünenler, tecavüze uğradığı için öldürülen, evinden atılan kadınlar… 

Yasalar… Ankara’dakiler şu anki yasaları da değiştirmeye, geriye götürmeye çalışıyor. Pes doğrusu. Ne yapmaya çalışıyorlar. Anlaşılan biz kadınlar yine sokaklara, meydanlara çıkacağız.

Paraketa’daki diğer Melek Gündoğan yazıları:

Leave a Reply