
28.7.2008…Günlerden Pazartesi… Kızım geldi İstanbul’dan… Kaptım onu doğru, Karaburun’a yola çıktık…
Balıklıova … Çupra yuvası… Kahkahacı adamın meyhanesi, her zamanki uğrak yerim… kalamar, salata, rakı… içtik tabii.
Ben 49 promilde kalarak…
Mordoğan’ı yaladık. Asacık kayasını da… Karaburun’dayız. Daha 8 km yolumu var; tepeleri aştık hep denizle yan yana…
Karşımızda Midilli; gözümüzün önünde
Yeni Liman gülümsüyor.
Tabela mabela yok. Ata’nın küçük oteli beliriyor, belirir o…
Rus kadın kaptan’ın terk ettiği hurda Wentebe teknesi dalgalar altında…
190 metre yürünür, yürüdük.
Siz de dev sahilinde yürüyeceksiniz.
O tek başına olan mavi panjurlu beyaz bir köşk, denize bitişik…
Poyraz, Nergis, kekik, keklik, balıkların dansı, Koca Erol Serçe, rakı ve bol oksijen, en başka mavi deniz… Ve balıkçı Ata…
Yemekte ne mi var ?
Kalabaklı Rebecca konuşuluyor ve Koca Erol Serçe onun aşkıyla neler yapıyor?
Reyhan kokulu muhteşem soframızda Kızımın doğumunu kutluyoruz anasonludan büyük yudumlar alıyoruz.
Kızım “büyük hediye” dedi bana…
Ama o benim kızım.
