Kazdağları ve maden işçiliği

Doğal kaynaklar bir  bölge veya ülkenin en önemli zenginlikleri olup, insan yaşamı için vazgeçilmez bir nitelik taşır. Yenilenebilen – yenilenemeyen, yer altı - yer üstü gibi sınıflandırmalara tabi tutulan doğal kaynakların en tipik özelliği insan emeği sonucunda üretilmemiş olması ve tasarruf hakkının kamuda bulunmasıdır.

Yer üstü kaynakları insan yaşamını doğrudan etkileyen ve yönlendiren bir özelliğe sahiptir. Dünya nüfus yoğunluğu haritasına göz atıldığında insan toplumlarının temel yaşam zonlarının belli bölgelerde toplandığı görülür. Ülkemizin de içinde yer aldığı kuzey yarı kürenin ılıman iklim kuşağı, insanların tarih boyunca yaşamak için en çok tercih ettiği zondur. Bu zonu cazip kılan temel özellik; iklim, bitki örtüsü, fauna, topografik yapı, su ve toprak kaynaklarının insan yaşamı için kaliteli bir çevre oluşturmasıdır.

Ilıman iklim kuşağında yer alan Türkiye, ana ve geçiş iklim tipleri ve değişken yer yüzü şekilleri ile toprak, su, ana kaya, fauna ve flora açısından ayrıcalıklı bir zenginliğe sahiptir. Bu nedenledir ki Anadolu’da insan yaşamı 10 000 – 11 000 yıl önce avcı – toplayıcı döneminde başlamış ve günümüze değin birçok büyük medeniyetlere beşiklik etmiştir. Dolayısıyla Anadolu, sahip olduğu doğal ve kültürel mirası ve kaynakları ile koruma değeri oldukça yüksek ve önemli olan bir ülkedir. Söz konusu değerlerin kullanımı ve gerekli koruma bilinci yaratma sorumluluğu da her şeyden önce bu topraklarda yaşayan Türk halkına aittir.

Anadolu’nun geçmişte ve günümüzdeki küresel yaşamda iz bırakan yörelerinden biri de Kazdağları ve çevresidir. Kazdağları ((İda Dağı)), Antik dönemde Troas Bölgesi olarak adlandırılan Biga Yarımadası’nın güneyinde İda Dağı ismiyle yer alır. III. devirde orojenik hareketlerle oluşmuş bir dağ zinciri, bir karasal yaşam kuşağıdır. Endojen güçlerle ortaya çıkan ana kütle ekzojen güçlerin etkisi ile şekillenerek zirvelerini, yamaçlarını, ovalarını, akarsuları ve akiferlerini oluşturmuş ardından da kendi koşullarına uygun sayısız bitki ve hayvan türüne yaşama ortamı teşkil ederek ekolojik bir sistem haline gelmiştir.

Yaklaşık 258.000 hektarlık bir alana yayılan Kazdağları, çevresiyle birlikte ekolojik, mitolojik ve sosyo – ekonomik özellikleri ile özgün bir bütünlük arz eder. Akdeniz ikliminin varyantları ve Okyanussal iklim arasında bir geçiş bölgesi özelliğini taşıyan Kazdağları, konumu, jeomorfolojisi ve hüküm süren iklim tiplerine bağlı olarak biyocoğrafya açısından Avrupa – Sibirya bölgesinin Öksin Provensi ile Akdeniz bölgesi Doğu Akdeniz Provensinin kesişim noktasında yer alır.

Özgün doğal kaynak değerleri ve belirtilen özellikleri nedeniyle 21 500 hektarlık kısmı 1993 yılında “milli park” olarak ilan edilmiştir. Kazdağları doğal kaynakları yanında tarihsel-arkeolojik kaynaklarının değeri açısından da ayrıcalıklı bir öneme sahiptir. Sınırları içinde ve yakın çevresinde 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa göre korunan “sit alanları” kapsamında yer alan çok sayıda önemli antik yerleşim birimleri ve kültürel değerler mevcuttur.

Kazdağları, milli parka ve diğer koruma statüleri yanında, gerçekte zirveleri, eteklerinde oluşturduğu ovaları, yüzeysel suları, akiferleri barındırdığı bitki örtüsü ve yaban hayatı ile “koruma değeri yüksek” ekolojik bir bütünlük oluşturur. Bu nedenle Dünya Bankası tarafından desteklenen “gen kaynaklarını yerinde koruma” projesinin pilot uygulama bölgelerinden biri olarak seçilmiş ve bu kapsamda bir yada birden fazla hedef türleri kapsayacak şekilde 5 GEKYA (Gen Koruma ve Yönetim Alanları) saptanmıştır.  Nitekim, 101 familyaya mensup yaklaşık 900 taksonun kayıtlı olduğu Kazdağları florasında, 37’si sadece bu dağda yetişen Türkiye’nin 78 adet endemik ve nadir bulunan bitki türü yer almakta ve tüm Avrupa kıtasının en önemli bitki alanlarından biri olarak. “Önemli Bitki Alanı (ÖBA)” statüsüne alınmış bulunmaktadır.

Kazdağları orman kompozisyonları bakımından da özgün değer taşıyan bir eko- rejyondur. Yükselti kuşakları ve bakılara göre Kızılçam, Karaçam, Kazdağı Göknarı, Kayın ve Meşe türlerinin temelini oluşturduğu, çok çeşitli iğne yapraklı ve yapraklı ağaç ve ağaççık türlerinin de bu yapıya katıldığı zengin orman ekosistemleri mozayiği sergiler. Türkiye’de hem kuzey Anadolu, hem de güney Anadolu orman kuruluşlarının birlikte yer aldığı nadir bölgelerden biridir.

Faunistik açıdan zengin bir yabanıl yaşamı barındırmakta ve kıtalararası ikincil kuş göçü yolu üzerinde bulunmaktadır. Hidrolojik açıdan da (özellikle güney bölümü olmak üzere) Biga yarımadasının başlıca su kaynağını oluşturmaktadır. Hava kalitesinin ise Dünya Sağlık Örgütü tarafından tescil edilen olağanüstü yüksek değeri, herkes tarafından iyi bilinmektedir.

Kazdağları’nın eteklerinde (Edremit, Ayvacık, Bayramiç, Çan, Yenice) maden işletmeciliğine yönelik yaklaşık 38 200 hektarlık geniş bir alan için arama ruhsatlarının verildiği, gerek ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından alınan, gerekse basına yansıyan bilgilerden anlaşılmaktadır.Yörenin yer altı zenginliklerinin düzeyi ve bu düzeyin kullanılabilir oranı şüphesiz uzman kurum ve kuruluşların analiz ve değerlendirmeleri ile ortaya konabilir.

Madenler önemli ve bazı durumlarda stratejik bir doğal zenginliktir. Ekonomik açıdan büyük bir değer ifade eder, istihdam ve katma değer yaratma yönleri ile kalkınma ve gelişmeye önemli katkılar sağlar. Bu nedenle madenler ve maden işletmeciliği geçmişten günümüze teknolojik gelişmelere paralel olarak giderek artan bir önem taşımaktadır. Ancak her türlü maden işletmeciliğinin çevreye önemli düzeylerde zarar vermesi kaçınılmazdır. Bu nedenle maden işletmeciliği ile elde edilmesi beklenen yararların (kamu yararının), çevreye verilmesi kaçınılmaz olan zararlar dikkate alınarak değerlendirilmesi zorunludur.

Uzmanlar tarafından açıklanan ve kamuoyuna yansıyan verilere göre Kazdağları’nda altın madeni işletmelerinin açılmasının; 1 trilyon ton toprağın işlenmesi, seçilen teknolojiye göre değişmekle birlikte 400 bin ton siyanürün kullanılması ve kaba bir tahminle 2 milyon 500 bin dönüm orman alanının niteliklerini yitirmesi ve yok olması gibi kaygı verici sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Buna, faaliyet esnasında ve sonrasında ortaya çıkacak gürültü, toz, hava, toprak ve su kirliliklerinin de eklenmesi, çevre zararları boyutunu daha da ürkütücü hale getirmektedir. Belirtilen olumsuz çevresel etkiler az yada çok ölçüde her maden işletmeciliğinin kaçınılmaz bir sonucudur. Ancak bu tür bir faaliyetin Kazdağları gibi doğal ve kültürel kaynakları yüksek nitelikli miras değeri taşıyan çevrede gerçekleştirilmesi, salt çevre sorunları yaşanması ile sınırlı kalmayıp, yerine getirilmesi mümkün olmayan doğal ve kültürel mirasın kaybolmasına da yol açabilecektir.

Teknolojik ve kimyasal açıdan her türlü önlem titizlikle alınmış olsa dahi işletme faaliyetlerinin tamamlanmasından sonra terk edilen maden ocaklarında bitki örtüsünün doğal olarak yeniden yerleşebilmesi oldukça uzun bir süreçte gerçekleşir. Ocaklardaki mevcut materyaller, bir ana kayanın fiziksel, kimyasal ve biyolojik etkilerle toprağa dönüşümünün doğal sürecini geçirmemiş ham topraklar oldukları için, yaşam belirtileri oldukça yavaş fakat ilerleyen bir tempoda kendini gösterir. Zira biyolojik bakımdan henüz steril olan 5 – 10 cm’lik bir ham materyalin biyosferin aktif kuşağına dönüşebilmesi oldukça uzun yıllar gerektirir. Maden ocaklarında doğal bitki örtüsünün oluşumu, normal koşullarda 70 – 80 yıl, bazen daha da uzun bir zamanda gerçekleşebilir.

Bu nedenle maden işletmeciliği, sürdürülebilir kalkınma ilkelerine göre uygun yöre veya zonlarda gerçekleştirilmek kaydıyla “geçici bir alan kullanımı” olarak kabul edilmekte ve işletme faaliyeti tamamlandıktan sonra bu alanların eski değerine eşit yada daha üstün duruma getirilecek şekilde ekosistemin (ekolojik) onarıma konu edilmesi zorunlu görülmektedir. Bu yaklaşım işletme kararının verilmesi sürecinde söz konusu yörenin yer üstü kaynak değerlerinin titizlikle ve doğru belirlenmesini gerektirir. Bir arazinin gerçek değeri, ekonomik ölçütlerin yanında sosyal, ekolojik ve eko-fiziksel kriterler de dikkate alınarak saptanabilir. Bu nedenle endüstriyel hammadde kaynaklarının işletmeye açılması ve işletme sonrasındaki rehabilitasyonu çalışmaları, yer altı ve yer üstü kaynakların bütüncül bir yaklaşımla çok yönlü değerlendirilmesini zorunlu kılar.

Madenler, şüphesiz bir ülkenin doğal zenginlikleridir ve gerekliliği oranında işletilmelidir. Ancak çevreye zarar vermeyen bir madencilik faaliyeti gerçekleştirmek söz konusu değildir. Bu nedenle bir ülkede bölgesel planlamalarla yer altı ve yer üstü kaynakların koruma – kullanma dengesi içinde sürdürülebilirlik anlayışına uygun yaklaşımlarla değerlendirilmesi zorunludur. Dolayısıyla yer altı ve yer üstü doğal kaynakları topluca ve çok boyutlu analizlerle koruma ve kullanma önemi ve önceliği açısından zonlanmalı, her türlü kaynak kullanımı elverişli zonlarda ve sürdürülebilirlik anlayışına uygun yaklaşımlarla gerçekleştirilmelidir.

Günümüz insanı, tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için bir birilerine muhtaç olduklarının bilincine ulaşmış durumdadır. Bu nedenle çevrenin planlanmasında ve kullanılmasında, insan toplumları ile diğer canlıların birlik ve uyum içinde yaşamlarını sürdürebilmelerine olanak sağlayan yaklaşımların ön planda tutulması gerekir. Wilson’a göre “dünyamızın en büyük harikası, doğadaki yaşam formlarının çeşitliliğidir”. Doğal kaynakların kullanımında ekolojik dengenin korunmasına yönelik planlama ve uygulamaların gerekliliği çok önceleri görülmüş ve bu amaçla dikkate değer çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Mezopotamya’da, 7 000 yıl önce, Mısır, Asur ve Çin medeniyetlerinde de 5 000 yıl öncesine dayanan toprak ve su kaynaklarını korumaya yönelik yaklaşımlar günümüz planlamalarına referans olma niteliğindedir.

Kazdağları ekolojik açıdan bir bütündür. Kazdağları’nın herhangi bir bölümünde gerçekleşecek çevreye zararlı bir faaliyetin az yada çok oranda tüm sistemi etkilemesi kaçınılmazdır. Yaşadığımız çevre ve doğa sağlıklı olmadan içinde yaşayan insanların sağlıklı olması beklenemez. Şüphesiz madenler de Kazdağları’nın bir zenginliğidir. İşletilen madenlerden bazı indirim ve muafiyetlerle % 1 lere düşen % 2 lik kamu payı ile birlikte sınırlı ölçülerdeki isdihdam yaratma ve katma değeri topluca değerlendirildiğinde; tatmin edici bir kamu yararından bahsedilemez. Kazdağları’nda altın ve diğer cevherlerin işletmeye açılması konusundaki değerlendirme ve kararda işletmenin kamuya sağladığı söz konusu yarar bi rölçüttür. Ancak bu değer; Kazdağları yöresinin zarar görmesi kaçınılmaz olan hava, su, toprak, deniz, bitki örtüsü ve yaban hayatı kaynaklarının (reel ve irreel) değerleri doğru hesaplanmadan; ayrıca tarım, hayvancılık, turizm, yöresel yaşam ve kültür üzerindeki olumsuz etkileri doğru belirlenmeden bir anlam taşımaz. Ormanlarla örtülü alanlarda maden işletmeciliği esnasında kaybedilen ağaçlar değil, bir ekosistemdir. Ekosistemin değeri ÇED raporlarında çözüm olarak gösterilen odun miktarı ve ağaçlandırma bedeli ile ölçülemez. Onarımı da “doğa ve vejetasyon dinamiği ile uyuşmayan basit bir ağaçlandırma işlemi” ile gerçekleştirilemez.

Paraketa’daki diğer Prof. Dr. Hüseyin Dirik yazıları:

Comments are closed.