
Eceabatlı Emin Dev Kaptan:
Tabii zamansız balıkların avlanması. Mesela yasaklar eylül 15’e alınsa daha iyi olur. Eylül 1’de av yasağı başlıyor. Mayıs 1’de, nisan’ın 15’inde yahut nisanda yasaklar başlasa daha iyi. Büyük takımlarda radarlar,sonarlar var. Ağlar çok yüksek. Balıkları bulup bitiriyorlar. Millet bir yerde açgözlülüğün pençesine düşmüş; yani doyumsuzluk var. Şu anda bizlere küçük balıkçı olarak ucuz mazot verilse bile denize gidemiyoruz. Yanımızda adam da besleyemiyoruz, kimseyi de çalıştıramıyoruz. Adam günde 5 milyon, 10 milyon harçlık istiyor. Kendimize bakamıyoruz; çoluk çocuk sahibi adama nasıl bakalım? Bu sene biraz palamutçuluk oldu aşağı akımda. Onu da gırgırlar bitirdi. 2.5 milyona palamutun çiftini verdik. Elimize hiçbir şey geçmedi yani. Mağdur durumdayız.
Lüfer balığı her bakımdan çok kıymetli. Her ne kadar ağlarla da çevirsek kuvvetli bir balık bulduk mu, sürüsü bol bir balık, bu bizi tatmin eder. 3 bin, 5 bin alıyoruz bazen. Balık aşağı gelirken radar ve sonarlara yakalanıyor. Açıktan balık yazın sonu olduğu için ne kadar da olsa suyun üstünden geliyor. Radar ve sonarlar balıkları gösteriyor. Büyük takımlar kırıyor balıkları. Lüferin arkasından gelen *ufaklı* çinekop var, çinekop’u da tutuyorlar. Lüfer gibi çinekop’un da kökünü kurutuyorlar. Ona da rahat yok. Bilhassa troller gizli gizli Marmara’da, Karadeniz’de Boğaz’da, dışarıda, kıyı köylerde avlanıyorlar. Şimdi şu anda troller muazzam miktarlarda çinekop tutmaktalar. Balık yıldırım hızıyla Karadeniz’e çıkıyor. Çinekop balığı Romanya, Bulgaristan da büyüyor. Ağustosun yirmisinden sonra tekrar boğazdan içeri girip; sıcak denizlere,bizlere, doğru akım yapar.
Yani biz köy balıkçısıyız. Balığın peşinden gidemiyoruz. Gidemeyiz zaten. Takımlarımız küçük, motorlarımız ufak. Her ne kadar ucuz mazot verilse de ucuz mazot almaya da gücümüz, vaktimiz yok. Bir şey elde edemiyoruz. Yanımızda adam da besleyemiyoruz. Adam bir gün, iki gün çalışıyor; üçüncü gün gidiyor. Reis bana 10 milyon, 5 milyon ver. Onu vermekten aciziz. Hükümetten destek istiyoruz. Kasımdan sonra havalar tamamen bozuldu mu desteğe ciddi ihtiyaç duyuyoruz. Yani yok bir güvencemiz, devlet desteğimiz yok. Karadeniz’ deki balıkçılara büyük şeyler sağlandı, rantlar sağlandı. Büyük sermayeler verildi.
Eskiden sardalya ağlarıyla gece yakamoza çıkardık. Bir ton, iki ton sardalya tutardık; zaman gelir kaldıramazdık ağlarımızı. O kadar boldu balık. Şimdi gırgırlar tuta tuta bitirdiler hepsini; yani hiçbir şey kalmadı. Çok fazla balık tutuyorlar. Ağları yüksek, 100 kulaç alan derinliği var. Zaman geliyor 5 bin-10 bin kasa balık tutuyorlar. Sardalya gibi hamsiyi de bitirdiler Karadeniz’de.
Gelelim kıymetli balıklara: Sargoz, sinarit, mercan. Onları da dalgıçlar bitiriyor açıkta. Bilhassa İstanbul’dan geliyorlar meraklıları. Kafalarına far takarak, tüplerle 20-25-30 kulaç suya, balıkların yuvalarının içine, dalıyorlar gece. Sargoz balığı, bilhassa mercan,sinarit kayalık yerleri sever. Gemileri leş olarak tabir ederiz. Çanakkale savaşlarından kalma gemilerin içine yuva yaparlar. Tekini de bırakmadılar o balıkların. Mesela Majestik gemisi var. Seddül Bahir’deki Majestik’e dalıyorlar. 40 kulaç su var üzerinde. Yasak ama adam her şeyi göze alıyor. Dalıyor işte. Ölümü tercih ediyor. Kaç kişi öldü İstanbul’dan gelen meraklılardan. Tüp yanlış havalandırma yapıyor. Kepez diye bir yer de, şurada, hemen yakında bir denizaltı vardı. Çanakkale savaşlarında kıyıya yakın bir yerde batmış. Üzerine çıkarlar, aynalar vardır, böyle bakılır. Üzerinde sinarit, mercan, çipura olurdu. Güzel havalarda, yunuslar geldiği vakit kıyıya gelirlerdi. Kıyıda dedelerimiz babalarımız ağlarla çevirirlerdi. O tarihlerde ağlar ipliktendi. O balık bitmezdi, ama dalgıçlar deniz altını da kuruttular, orada da balık bitti. Hep bitmekte.
Tabii o zaman nüfus azdı. Şimdi kalabalıklaştı. 70-80 milyon olduk. O zaman yirmi, yirmibeş milyonduk. Benim çocukluğumda sardalya alan yoktu. Tuzlardık kokmasın diye. Mağazalar dolardı. Şimdi o sardalyalar da bitti. O zamanlar para da kıymetliydi. Şimdi paranın da kıymeti kalmadı ki. Ucuzdu, boldu her şey. Bir lokma bir hırkadan da öte bir şey, nasıl söyleyeyim bir terbiye de vardı yani.
Eskiden Rum balıkçılar vardı. Koçiler vardı. Süngerciler. Panayot vardı. Süngerciler buraya gelir, burada sünger çıkarırlardı kendi kendilerine. Çekingenlerdi. Burada 2 ay sünger avı yapar giderlerdi. Amerika’ dan gelirler süngerleri alırlardı. İmroz’ da özellikle birçok sünger avcısı vardı. Şimdi Gökçeada dediğimiz İmroz adasında, büyük tekneler vardı. Sırf süngere çalışırlardı. Onlar gitti, hepsi bitti yani.
İğdeler çiçek açarken, mayısta, kılıç Marmara’ya çıkardı. Kılıç ağları vardı. Kılıç balığı suyun üstünde gezer. Gece karanlıkta ağlara sarılır. Şimdi Marmara’dan gelen balıkçılar Gökçeada’ya İmroz’a gidiyorlar. Hava limanlık olduğu vakit güneşte kılıçı zıpkınla vuruyorlar. Eskiden zıpkın diye bir şey yoktu. Ağlarla avcılık olurdu. Bir abimiz vardı bizim. 4 tane 5 tane kılıç 100 kilo 150 kilo tanesi buradan Marmara’ya Akbaş’tan yukarı çıkarlar gece.*abisiyle balığın ne ilişkisi var onlar mı çıkarıyor anlaşılmıyor* Biz o tarihlerde çok küçüktük, çocuktuk tabii; ama görürdük kılıçları.
Orkinos’un teki kalmadı desek yeri var. Marmara’da gırgırlar bitirdi. Tabii şimdi İmroz’da yani Gökçeada’da, efendim Antalya’da orkinos havuzları yapıyorlarmış. Nasıl oluyorsa yapıyorlar. İçine sardalya atıyorlar, tırsi *bu tirsi diye yazılmıyor mu?* dediğimiz balıkları yem olarak kullanıyorlar ve onlar büyük rant sağlıyorlar. Japonlar alıyor. İstanbul’da orkinos çok kıymetli. Fransızlar alıyor. Duyuyoruz burada.
Yani biz yaşlanıyoruz artık. Kıymetli balıkları, çipurayı, levrek keza onları da dalgıçlar bitiriyor Saroz körfezinde. Her şeyi, her şeyi hep böyle bitirdiler. Açgözlülüğün pençesine düşmüş insanlar bunlar; ama sıkıntıyı çekenler bizleriz, küçük balıkçı. Şu anda buralarda 3-5 balıkçı var efendim. Köylerdeki balıkçılar da açgözlülüğün pençesine düşmüş. Bir yerde traktörü tarlası var efendim. Motoru var bizden işleri iyi, sandalı da var. Ucuz mazot alırlar . Onların işi bizden iyi. Aslında o işini yapacak, tarlasına bakacak; o balıkçılık yapmayacak. Öyle tanıdığım çok arkadaş var. İşleri çok çok iyi. Hem denizden hem karadan istifade ediyorlar. Kulübesi var kıyıda, onları söylemeyi unuttuk. Herkes işini bilecek. Kimsenin yaptığında gözümüz yok; ama biz burada mağdur durumda kalıyoruz. Bir gelirimiz yok bir yerden, vaktiyle bir şey yapamadık. Gönül doluluk anlaşıldı.*ne demek istiyor?* Kazandığımızı arkadaşlarla beraber yiyorduk. Aldığımız terbiye öyleydi öğretmenlerimizden, şimdi çok kötü bir durumdayız. Açgözlülüğün pençesine düşmüş bütün insanlar. Başka bir şey söyleyemeyeceğim. Temel olarak gırgırlar çinekop tutmayacak. Troller çinekop tutmayacak. Birer ton yapıyor orayı*?* reisler, 3-5 tane reis var. Hepsini tanırım İstanbul’da . Onlar bizleri tanımaz; ama biz onları tanırız. İsterse o çinekop’u yakalamaz; ama gözleri doymuyor. Denize dökerler yine yapacaklarını yaparlar, avlarlar. İşte, birbirlerinden geri kalmamak için. Aralarında iddia var. Sen çok tuttun, ben çok tuttum diye. O da var. Aletler büyüyor, aletler büyüyor ama denizdeki canlılar ne olacak? Nasıl idame ettirecek, devam ettirecek kendini? Sonra vaktiyle herkese büyük rantlar sağlandı. Görüyorduk burada. Ben o tarihte 1 milyon, 2 milyon, 3 milyon yardım aldım devletten.400- 500 milyon yardım görenler oldu, korkunç yani. Herkes yapacağını yaptı. Zaten bizim denizlerimiz bir Karadeniz hariç büyük takım kaldırmaz ki. Büyük takım yüklenecek reisin Ege’ye veya Akdeniz’e çıkması lazım veyahut Karadeniz’de av yapması lazım. Boğazlar’da, Marmara‘da Bakırköy’den Seddül Bahir’e kadar gırgırların av yapmaması lazım; çünkü dar bir geçitten geçiyor balık. Balık sıkışıyor. İstedikleri gibi oynuyorlar balıkla.
